Bu Blogda Ara

14 Ekim 2010 Perşembe

Claudel'in yerine..

Sen  ki, ne  aydınlatmak  
ne  de  betimlemek   isteyen  ozanı  seversin..
bir  lanetlinin  günlüğünden  
şu  birkaç  iğrenç   yaprağı  yutturuyorum  sana.
Arthur Rimbaud, Ben Bir Başkasıdır 





Bir elini diğerine değdirebiliyorsun..
Hadi değdirsene bir gözünü ötekine

                ..arada ayna olmadan..

yalana dolana..
ve hayatın, o herkesi kaplayan 
-KİRİNE- 
bulaşmadan..
bakabilir misin?

                    Retinayı saklayan bir göz kapağı aynasından..

11 Ekim 2010 Pazartesi

Aruoba'yla kanon..

Sen mezarım olsaydın
mışıl mışıl uyurdum
içinde.. 
(oruç aruoba)
 
iki ucunu birbirine bağladığım ipi parmaklarımın arasından geçirip duruyorum.
Eğip, büküp parmaklarımı
Birbiri içinden çıkan şekillerden yeni dünyalar kuruyorum..

bir iple neler yapılmaz ki?..
uçurtma da uçurulur, adam da asılır..

bir iple..
              neler..  
                               yapılmaz ki?..

Aşkı bir yerime bağlamak mümkün olsaydı, ayak bileğime bağlardım seni..
düğümlemeden bırakır, uygun adım devam ederdim hayata..






Aşk: kendi kendimize..
Birbirimize..
Kendiliğindenliğimizde..
Aşk; huzurlu bir uyku olduğumuz için birbirimize..
(ba.)




Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
O, işte...  
(oruç aruoba )

Aşkın hayatımdan çıkıp gitmesi için aşk ile arama mesafe koydum..
Mesafe özlemi doğurduğunda, beni tüketerek büyümesinden korktum..
aşk bir ahtapot gibi vantuzlarını ruhuma geçirdiğinde
sağ kalabilmenin tek yolu, zorluklara birlikte atılmaktı.
tutup bir ucundan ruhumun,  kayalıklarına vurmaya başladı beni..

 kayalıklara vurduk..
 acıdı canım..
        
vurduk..
            tutundu bana.. 
  
                vurduk.. 
                 sarsıldık epey..

                        vurduk..
                         tuzla, kayayla, denizle sarmaş dolaştık..

                         (ba.)
                                       






Özlediğin, gidip göremediğindir;


ama, gidip görmek istediğin
Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen  (oruç aruoba)







bu elimde tuttuklarım seni hatırladığım anlarım..
o kırmızılı küpeyi Venedik’in  daracık sokaklarından birinden aldım..
olan biten midemde koca bir taş gibi oturup,
                            zaman içinde
               ..geriye

..geriye


..geriye doğru

yürüyüp durduğum günleri
suya batan bir şehirde eritmeye çalışırken..
ve gözbebeklerinde gördüğüm çocuklarım, birer birer                  
                            ..ölürlerken..

                                        
artık o kadar sessiz ki her yer..
şu kiremit parçası ilk kalp kırıklığımın bilmem kaçıncı ayında
savruk rüzgarların itelediği ören yerlerinden birinden kalma.. 
zamanın girdabında kaybolmamak için
nekropollerin çoktan susmuş taşlarına tutunup
kaybettiğim ruhlarla dertleşip,
kabuk bağlatırken ruhuma ben..
                                       
   ..sessizlikten..

başka bir kabuğa büründü bedenim..
sensizlikten kendini teşekkül eden..

(ba.)












9 Ekim 2010 Cumartesi

Godot'yu Beklerken..

"Estragon: Hepimiz deli doğarız.. Bazılarımız öyle kalır.. "

en sevdiğim repliktir oyundaki.. 

3 Ekim 2010 Pazar

İnsan, para ve pul ilişkisi: Bir pulun üç kuruşa anlattığını en büyük banknot anlatamaz..

          Para ve pul kelimeleri birbiriyle ilginç biçimde bağlantılıdır.. Değeri düşen para 'pul olur'.. Ama en düşük değerli pul'u satın almak için paraya  ya da daha büyük değerli bir pula ihtiyaç vardır.. Teknolojiden bağımsız hatıralarımda iki liralık pul almak için beş lira verildiği zaman para üstünün genelde 'farklı renk ve desenlerde' pullarla yapıldığını hatırlarım.. Küçüklü, büyüklü buçuklu, tamlı yüzlerce pulu geride bırakan hayatıma  pulların yeniden girişi, son yıllarda adet haline gelen arkadaşlar arası yurtdışı seyahatlerden gönderilen kartlarla oldu.. Parayı sevmem ama pulları hep severim.. Hiçbir şeyin koleksiyonunu yapamayan ama her şeyin koleksiyonuna meraklı olan bir tip olarak bu sabah pullar ve üzerlerindeki desenler üzerine düşündüm.. Şimdi bir kaç pula bakıp birlikte düşünelim.. 


Pullar ve bilim insanları..

 

       Nur topu gibi bir pulunuz oldu  Bay Feynmann ama sadece 37 cent!!
Feynmann ne derdi acaba? Muhtemelen hiçbir şey.. Pul üstüne düştükten sonra kaç para olduğunun ne önemli var.. Pul olmuşsun işte..  
Einstein'ınki ise bir hatıra pulu gibi.. Onun kaç yılında Nobel aldığını bir puldan öğrenebilirsiniz.. Yani pul deyip geçmemeli.. Hiçbir pulun hakkı yenmemeli.. Sonunda buradan ilan ediyorum.. Pullar eğitici ve öğretici belgelerdir, Parasına bakılmaz! 
Hepsi bu kadar değil, devam edelim.. Şimdi sırada politik pullar var.. 


       Kadın oy hakları için uzun ve kanlı bir mücadele veren Suffrage hareketini anımsatan pullara öylece bakıp geçmeyin.. Tamı tamına otuz yıllık aktif mücadeleye ve adını, yüzünü, yaşantılarını ve hatta belki dillerini bilmediğiniz bir çok kadının çabalarına bakmaktasınız.. kadınların oy kullanmaları konusundaki ilk görüşü Frankenstein'ın yazarı Mary Shelley'nin kızı olan Mary Wollstonecraft'ın bu düşüncesini ilk kez 1792'de yayımlanan "A Vindication of the Rights of Woman"  kitabında 
dile getirdiğini düşünürsek pulların gerisindeki kadınların yüz yıldan fazla bir zamandır size bakmakta olduklarını rahatlıkla düşünebilirsiniz.. 
Pulların en gerisindeki kadın Mary Wollstonecraft'ın dediklerinden bir parçayı buraya alalım ve diyelim ki; pullar ufuk açar! Pullar slogan atar! Pullar devrimcidir! 



“Sevgili çağdaşlarım (…), Tüm düşüncelerimizi önemsiz gündelik olaylarla ya da sevgililerimizin ve kocalarımızın yüreğinden geçenlerle sınırlandırmayalım. Tüm görevlerimiz içinde zihnimizi geliştirmek öncelikli olsun; böylece diğer görevlerimiz de buna bağlı olsun ve duygularımız da daha yüce durumlara hazırlansın
            Öyleyse dostlarım, her türlü önemsiz olayın sizi duygusal olarak etkilemesine izin vermeyin: Irmağın kıyısındaki sazlar her küçük esintiden etkilenirler ve her yıl ölürler; meşe ise sağlam durur ve yıllarca her türlü fırtınaya göğüs gerebilir!”[1]


 
...Pulların üstündeki ve gerisindeki bütün kadınlara minnet ve teşekkürlerle...  

Kadınlarla ilgili pozitif ayrımcılığımı bir kenara bırakıp erkeklerle ilgili politik bir pula bakmanızı isteyeceğim..  
                                                 Ve bunun üzerine tek laf etmeyeceğim.. 

       Pulları öyle kendi halinde saymayalım.. Onların arasında da mavi kanlı olanlar var.. Tıpkı insanlar arasında olduğu gibi.. Pullar ve paralar  toplum içindeki hiyerarjik yapıyı kağıt üzerine basılı hale getiren araçlardır aslında.. İnsana göre örgütlenen, aynı kodları kullanan göstergelerdir aslında.. Karşınızda pulların majeste sınıfı.. Şimdi lütfen herkes önünü iliklesin ve ayağa kalksın.. 



 Tamam tamam.. Şimdi rahat olabilirsiniz.. Sırada günümüz toplumunda bir diğer özel sınıf olan aktörler ve aktrisler var.. Genelde koltuğa rahatça kurularak, patlamış mısır-kola ya da çay, kahve eşliğinde baktığınız bu yüzlere bakın şimdi.. Hadi yaslanın arkanıza.. 


        Acaba hangisi en önde olmak isterdi? Ne dersiniz? Bu iş giderek daha eğlenceli olmaya başladı değil mi? Hollywood damgalı pullar atmosferi birden bire değiştiriyor.. 


                                                          Hem de sadece bir kaç cent'e!.. 

  Ama bu blog bir Hollywood filmi mantığında kurgulanmıyor.. Bu yüzden üzgünüm, filmin sonu mutlu bitmeyecek.. Sona sakladığım iki pulun sahiplerinin zor hayatları oldu.. Ve bu hayatları size anlatmak için çırpınarak yaşadılar.. Belki sorulsaydı, kendi pullarının üzerine de bir şeyler yazmak isteyebilirlerdi.. Onların kendi sözleri vardı.. Ben sadece bu sözlerle pulları bir araya getirip aradan çekiliyorum.. 


And the raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon's that is dreaming,
And the lamp-light o'er him streaming throws his shadow on the floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted - Nevermore.







I finally realized that I must do my schoolwork to keep from being ignorant, to get on in life, to become a journalist, because that’s what I want! I know I can write ..., but it remains to be seen whether I really have talent ...
And if I don’t have the talent to write books or newspaper articles, I can always write for myself. But I want to achieve more than that. I can’t imagine living like Mother, Mrs. van Daan and all the women who go about their work and are then forgotten. I need to have something besides a husband and children to devote myself to! ... I want to be useful or bring enjoyment to all people, even those I’ve never met. I want to go on living even after my death! And that’s why I’m so grateful to God for having given me this gift, which I can use to develop myself and to express all that’s inside me! When I write I can shake off all my cares. My sorrow disappears, my spirits are revived! But, and that’s a big question, will I ever be able to write something great, will I ever become a journalist or a writer?
                                                
                                                         Wednesday, 5 April 1944


Pullara hakettikleri anlamı geri verelim.. Paradan arındıralım.. Onların bize anlatacak bir hikayeleri var.. Çoğunun var.. Eminim.. 

(Bu yazıyı para üzerindeki resimlerle birlikte kurgulamayı düşündüm ama parayı sevmeyen biriyim.. Bu nedenle pulu paraya tercih ettim.. )
          

[1] Mary Wollstonecraft, Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi, Çev: Deniz Hakyemez, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 2007, Sayfa 139